2 Mart 2015 Pazartesi

medikal ürünler,den islam bilgisi6

 medikal ürünler


medikal ürünler,den islam bilgisi6 bugün medikal ürünler islam icin allah icin sizlere güzel yazılarını sunacak medikal ürünler gecd gündüz demeden siizn urasıyor medikal ürünler diyorki İskoç masonlarının yetişdirdikleri câhilleri işbaşına getirmesi, bunların devleti içerden yıkmak siyâsetlerini hemen anlıyama-masıdır. Ingilizlerin Osmânlı devletine karşı korkunç saldırıları ve başarıları sultân Abdülmecîd hânı aldatmakla başladı. Islâmiyyeti yıkmak için İngilterede kurulmuş olan (İskoç mason teşkilâtı) nın kurnaz üyesi Lord Rading İstanbula İngiliz sefiri olarak gönderildi. 1250 [m. 1834] senesinde Pârisde ve sonra Londrada Osmânlı sefiri bulunan Mustafa Reşîd pâşa, aldatılmış, mason yapılmışdı. Otuz.sekiz yaşındaki bu vezirin sadr-1 a’zam yapılması için, Lord Rading sultâna çok dil dökdü. (Bu aydın, kültürlü ve başarılı veziri sadr-ı a’zam yaparsanız, İngiltere ınıperatörlüğü ile Devlet-i aliyye arasındaki bütün anlaş-rnazlıklar kalkar. Devlet-i aliyye ekonomik, sosyal ve askerî sahalarda ilerler) diyerek halîfeyi aldatdı. Zevâllı pâşa, iş başına gelir gelmez, Rading ile el ele verip, büyük vilâyetlerde mason locaları açdılar. Câsusluk ve hiyânet ocakları çalışmağa başladı. Gençler, din câhili, olarak yetişdirildi. Londradan alınan planlarla bir yândan idâri, zirâ’î, askerî değişiklikler yapdılar. Bunlarla gözleri boyadılar. Öte yandan,da, İslâm ahlâkını, ecdâd sevgisini, millî birliği parçalamağa başladılar. Yetişdirdik-İcri kimseleri işbaşına getirdiler. Bu senelerde Avrupada, fizik, ki.'..yâ üzerinde dev adımlar atılıyor. Yeni buluşlar, ilerlemeler olijy.'r. Büyük fabrikalar, teknik üniversiteler kuruluyordu. OsmanlIlarda bunların hiçbiri yapılmadı. Hattâ, Fâtih devrinden beri medreselerde okutulmakda olan fen, matematik derslerini büsbütün kaldırdılar. Din adamlarına fen bilgisi lâzım değildir diyerek, kültürlü, bilgili âlimlerin yetişmelerine mâni’ oldular. Sultan Abdülmecîd hân zemânmda dünyada iki büyük ıslâm devleti vardı. Biri Osmânlı devleti, İkincisi Hindistânda-ki Gürgâniyye hükümdarlığı idi. Her iki devletin sultânları, İslâm dîninin bekçisi idiler. İslâm düşmanı olan İngilizler, bu iki bekçiyi yok etmek için, çok kurnaz plânlar hazırlamışdı. Önce, Gürgâniyye devletini parçalamağa karâr verdiler. Böylece, Asyadaki ınüslimânları başsız bırakacak, hem de Hindistânın hazînelerine, ticâretine hâkim olacaklardı. Fekat, Osmânlıların buna mâni’ olmasından korkuyorlardı. Bunun için, Osmanlılan Ruslarla sa-vaşdırmağa çalışdılar. Avusturya ve Pru.sya, Osmânlı-Rus savaşının önlenmesini istediler. Rusya da bunu kabul etdi.denilen buğaziçi vapurları işletilmeğe başlandı, [1277] de Aydın demir yolu yapıldı. [1270] de deniz altı telgraf hattı döşetdi. [1272] de erâzi kanunu çıkardı. [1274] de belediye teşkilâtı kurdu. [1276] da ticâret kanûnu yapdı. Abdülmecîd hânın vâlidesi (Bezm-i Alem) sultân, 1261 [m. 1845] de Yenibağçede Gurabâ hastaha-nesi ve Dolmabağçe serâyı önünde deniz kenârında (Vâlide cârni’ı) ve Bakırcılarda Bâyezîd kulesi önünde büyük sultânı lisesi ve dahâ birçok mescid, çeşme yapmışdır. Dolmabağçe denilen yer, [1023] de, birinci Ahmed hânın emri ile dolduruldu. Bir tepeyi denize doldurdular. Dolmabağçe iskelesini birincj Abdülhamîd hân yapdı. Dolmabağçe serâyını birinci ve ikinci Mahmûd hânlar ahşâb olarak yapmışlardı. 1269 [m, 1853] senesinde Abdülmecîd hân, bunların yerine, şimdiki muhteşem serâyı yapdırdı. Beşmilyon altın liraya mâl oldu. Bu kadar çok para, milletin cebine girmiş oldu. Binlerce âilenin yüzü güldü. Ayrıca, memlekete, çok kıymetli ve târihî bir san’at eseri kazandırmış oldu. Sulh ve terakkî sağladı. Hicâzda ve Anadoluda çok eserler yapdı.İslâm düşmanları, Osmanlı halîfelerine çirkin iftirâlar yap-dıkları gibi, bu mubârek zâta da, leke sürmeğe çalışıyorlar. Memleketin her tarafında ve hele Mekkede, Mcdînede yapdırdığı, görülmemiş güzel san’at eserlerine, isrâf yapdı diyorlar. Allahü teâ-lânın mubâh etdiği, izn verdiği câriye kullanmasını, ya’nî meşrû’ hakkını suç olarak gösteriyorlar. İçki içerdi diyorlar. Sultân ikinci Selîm hâna ve Yıldınm sultân Bâyezîde de böyle iftirâ etdiler. Hiçbir vesîkaya dayanmıyan bu sözlere sâfMüslimânlar da inanıyor. Yeni târih kitâblarına bile yazıyorlar. Hâlbuki Osmânlı pâdişâhlarının hepsi, her işlerinde islâmiyyete uyar, yüksek âlimlerin fetvâları ile hareket ederlerdi. Hepsi sâlih, dindâr, mubârek insanlardı. Herbiri islâmiyyete çok hizmet etdi. İkinci Selîm hânın Edirnede yapdırdığı büyük Selîmiyye câmi’i, düşmanlarına açık cevâb vermekde, iftirâlarını yalanlamakdadır. Din düşmanları, iyileri kötülemekde, kötüleri, dinsizleri övmektedir.

Abdülmecîd hân, türbesinin yüksekliğinin, Yavuz Sultân Selîm türbesinden aşağı olmasını vasıyyet etmiş ve öyle yapılmış-dır. Türbesinde oğulları Burhâneddîn efendi [1265-1293] ve Muhammed Abdüssamed efendi [1269-1271] ve Osman Safı-yüddîn efendi de [1271] vardır. Ortadaki üçüncü türbede sultân Süleymân hânın vâlidesi Hafsa sultân ile sultân Süleymân..

İngilizler, Reşîd pâşayı harb etmeğe teşvîk etdiler. Yardım edeceklerine, zafer kazanacağına, böylece Osmânlılann bir numaralı adamı olacağına inandırdılar. Reşîd pâşa, Osmânlı devletinin başına geçeceğinin çılgınlığı içinde, İngilizlere maşa oldu. 26 Eylül 1269 [m. 1853] de, Bâb-ı âlîde yüzaltmışüç (163) kişi topladı. Rusyaya harb açılmasına karâr verdi. Sultân Abdül-mecîd hânı da, tuzağa düşürüp, tasdîk ettirdi. Rusyaya harb i’lân edildi. Osmânlı devletinin başını derde sokan İngilizler, Hindis-tandaki fâci’a ve felâketlere başladılar. 1274 [m. 1858] de, Delhî-de, büyük ihtilâl çıkardılar. İkinci Behâdir şâhı, oğulları ile bir-likde Kalküteye götürüp habs etdiler. Gürgâniyye devleti yıkıldı. Hindistanın ilerde, İngiliz imperatörlüğüne katılması için, birinci adım atılmış oldu. İngilizler, Rus çarı birinci Niko-lanın Kudüsde katoliklere karşı Ortodoksları ayaklandırdığını ileri sürerek, Rusların Akdenize inmesini hiç istemiyen Fransa imperatörü üçüncü Bonapartı da, Türk-Rus Kırım Harbine sürüklediler. Kendi çıkarları için yapdıkları bu işbirliği, Türk milletine Reşîd pâşanın diplomatik zaferleri olarak tanıtıldı. Düşmanların bu yaldızlı reklâmlar ve sahte dostluklarla örtmeğe çalışdiklan imhâ hareketlerini, herkesden önce anlıyan sultân, çok zeman serâyında hüngür hüngür ağlardı. Memleketi, milleti kemiren düşmanlara karşı koymak için tedbirler arar ve Allahü teâlâya yalvarırdı. Bu sebeble, Reşîd pâşayı, birkaç kerre sadrı a’z^mlıkdan uzaklaşdırdı ise de, kendisine (koca), (büyük) gibi ismler takan bu kurnaz adam, rakîblerini devirip, tekrar iş başına gelmesini becerirdi. Ne yazık ki, sultân kaderinden tüberküloza yakalanıp genç yaşında öldü. Sonraki senelerde devlet koltuklarını kapışan, üniversite öğretim üyeliklerine, mahkeme başkanlıklarına getirilenler, hep Mustafâ Reşîd pâşanın yetişdir-meleridir. Böylece (Kaht-ı rical) devri açılmasına ve Osmânlılara (Hasta adam) denilmeine sebeb olmuşdur.

Abdülmecîd hân çok başarılı işler yapdı, [1256] da ilk olarak kâğıd para çıkarıldı. [1260] da (Mecîdiyye) köprüsü yapıldı. Mecîdiyye köprüsüne şimdi Galata köprüsü deniliyor. [1265] de, Beşiktaşla Ortaköy arasında (Küçük Mecîdiyye) câmi ini ve Ortaköy iskelesi yanında (Büyük Mecîdiyye) câmi’ ini yapdırdı. [1276] da Maçka ile Nişantaş arasındaki
32— AHMED BİN HANBEL: Hanbelî mezhebinin reisidir. Babası Mervlidir. 164 [m. 780] de Bağdadda tevellüd, 241 [m. 915] de orada vefât etdi. Hayâtını anlatan çok kitâbyazıl-rnışdır. Hadîs ve fıkhda zemanının bir dânesi idi. Kur’ân-ı kerîm mahlûkdur demediği için habsde döğülürdü. Cenâzesini > iizkırk bin kişi taşıdı. Vera’ ve takvâsı, ilmi ve kemâli çok idi. Oçyüzbin hadîs-i şerîf ezberlemişdi. Zühd nedir dediklerinde, (Zühd üç dürlüdür: Câhillerin zühdü, harâmları terk etmekdir. Âlimlerin zühdü, halâl olanların fazlasından sakınmakdır. Ariflerin zühdü, Allahü teâlâyı unutduran şeyleri terk etmekdir) buyurdu.

33_ AHMED BİN MUSTAFÂ: Taşköprü zâde adı ile meşhurdur. 901 de Bursada tevellüd, 968 [m. 1560] de vefât etdi. Âşıkpâşa mahallesindedir. Çeşidli medreselerde müderrislik yapdı. Son zemanlarında göremez oldu. Çok kitâb yazmış-dır. 108.

34_ ÂİŞE-İ SIDDÎKA «radıyallahü anhâ»: Resûlulla-hın «sallallahü aleyhi ve sellem» zevce-i mutahherası ve Ebû Bekr Sıddîkın kerîmesidir. Vâlidesi, ümmü Rûmandır. Hicret-den sekiz sene önce tevellüd ve 57.ci yılda, 65 yaşında Medî-nede vefât etdi. Bakî’dedir. Evlâdı olmadı. Hadîce-i kübrânın vefâtından bir yıl sonra ve hicretden iki yıl önce, nikâh edildi. Üç sene sonra, Medînede, hücre-i se’âdete getirilmekle şereflendi. Aklı, zekâsı, iffeti ve takvâsı, şaşılacak kadar çok idi. Resûlullah tarafından çok sevilir ve çok öğülürdü. Nikâhı Allahü teâlânın emri ile yapıldı. Âyet-i kerîme ile medh edilmiş-dir. Eshâb-ı kirâm müşkillerini çözmek için kendisine başvururdu. Resûlullahın vefâtında onsekiz yaşında idi. 9, 10, 22, 27, 47, 72, 76, 78.

35— ALÎ BİN EMRULLAH: Alî Çelebi, Anadolu kadı askeri idi. Ya’nî askerî mahkeme reîsi idi. 916 da tevellüd ve 979 [m. 1571] de Edirnede vefât etdi. (Ahlâk-ı Alâî) kitâbı türkçe olup iki cilddir. Mısrda basılmışdır. Beydâvî tefsirine hâşiyesi, (Dürer) ve (Gurer) kitâbına hâşiyesi, (KeşşâO tefsirine hâşiyesi, türkçe şi’rlerinin divânı, (Kasîde-i hürde) şerhi ve dahâ nice eserleri vardır.
BERÂ’ BİN ÂZİB : Ensâr-ı kiramın büyüklerindendir. Küçük olduğundan Bedr gazasına götürülmedi. On dört gazada, Resûlullahın önünde harbetdi. Çok cesur idi. Rey şehri alınırken çok kahramanlık gösterdi. Basrada vefât etdi 69.— BEŞÎR BİN SA’D ENSÂRÎ: Eshâb-ı kirâmdandır. Hazret-i Ebû Bekre, Ensârdan, en önce bî’at eden, budur. ikinci Akabe anlaşmasında ve bütün gazalarda bulundu. Yemâme muharebesinden dönüşde, Aynüttemer vak’asında şehîd oldu. 117.
— BEYDÂVÎ : Abdüllah bin Ömer, kâdî Beydâvî, müfessirlerin baş tacıdır. Şîrazın Beydâ kasabasında tevellüd, 685 [m. 1286] de Tebrîzde vefât etdi. Şâfı’î mezhebinde derin âlim idi. (Envârüüenzîl) adındaki tefsiri çok kıymetli olup, bütün âlimlerce kuvvetli sened olmuşdur. Kelâm, fıkh, lügat ve nahvde çok kıymetli kitâbları vardır, l'efsîrini çok kimseler şerh etmişdir. Bunlardan (Şeyhzâde şerhi), en kıymetlisidir 99, 129, 135.

51— BEYHEKÎ ; Ahmed bin Hüseyn Beyhekî, hadîs âlimidir. Şâfl’î mezhebinde derin âlim idi. 384 [m. 994] de Nişâpûrun Beyhek kazâsında tevellüd, 458 [m. 1065] de Nişâ-pûrda vefât etdi. (Sünen-i kebîr) ve (Sünen-i sagîr) hadîs kitâb-ları meşhurdur. 134.

52— BİLÂL BİN REBÂH HABEŞÎ: Eshâb-ı kirâmdan-dır. Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve sellem» müezzini idi. Önce müslimân olanlardandır. Ümmiyetebni Halfin kölesi idi. Kâfirler ve efendisi, kendisine çok eziyyet ve cefâ ederlerdi. Boynuna ip takıp, çocukların ellerine verir, Mekke sokaklarında dolaşdırırlardı. Bilâl ise, Allah birdir, Allah birdir der, dîninden vazgeçmezdi. Birgün, Bilâli soyup, bir don ile, sıcak kum üzerine yatırdılar. Üstüne büyük taş koydular. Ya, Muhammedin dîninden çıkarsın, yâhud ölünciye kadar! burada böyle kalırsın dediler. Bilâl hazretleri, bu taşın altında (Allah birdir, Allah birdir) derdi. Resûlullah «sallallahü aleyhi ye sellem» oradan geçerken, bunu gördü. (Allahü teâlânın ismini söylemek, seni kurtarır) buyurdu. Evine geldi.
 (Çok üzüldüm) buyurdu. Ebû Bekr «radıyallahü anh» kâfirlerin yanına gitdi. (Bilâl’e böyle yapmakla elinize ne geçer? Bana satınız!) dedi. Dünyâ dolusu altın versen satmayız. Fekat, senin kölen Amir ile değişiriz dediler. Âmir, Ebû Bekrin ticâret işlerini yapardı. Çok para kazanırdı. Yanında maldan başka, onbin altın vardı. Ebû Bekrin, eli-ayağı yerinde idi. Fekat, kâfir idi. îmân etmiyordu. Ebû Bekr, Âmiri, bütün malı ve paraları ile, Bilâl için size yerdim buyurdu. Çok sevindiler. Ebû Bekri aldatdık dcdileı. Bilâli taş altından çıkarıp, elinden tutup, Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve sellem» huzûruna getirdi. (Yâ Resûlallah! Bilâli bugün, Allah için âzad eyledim) dedi. Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» çok sevindi. Ebû Bekre çok düâ buyurdu. O anda, Cebrâil aleyhisselâm gelip, doksan ikinci sûre olan (Velleyl) sûresinin, onyedinci âyetini getirdi. Cenâb-ı Hak, Ebû Bekrin Cehennemden uzak olduğunu müjdeledi.

En önce ezân okuyan budur. Bütün gazâlarda bulundu. Resûlullahın «sallallahü aleyhi ve sellem» vefâtmdan sonra, cihâd için Şama gitdi. Yirmi senesinde Şamda vefât etdi. Bâbüssagîr’de medfûndur. Sesi çok güzel ve pek te sîrli idi. Ezân okurken herkesi ağlatırdı. Ömer «radıyallahü anh» Şama gelince, ezân okuyup, bütün askeri ağlatmışdı. Bundan sonra, Medîne-i münevvereye geldiğinde, hazret-i Hüseynin zorlaması ile bir sabâh ezânı okuyarak, bütün Medine ehâlısı şaşkına dönmüşdü.

53— BİRGİVÎ : Muhammed bin Alî 928 de Balıkesirde tevellüd ve 981 [m. 1573] de Aydının Birgi kasabasında tâ’ ûndan vefât etdi. Türkçe (Vasiyyetnâme) kitâbı çok kıymetli olup, bunun (Kâdî-zâde şerhi) pek istifâdelidir. Arabî(Tarîkat-i Muhammediyye) kitâbını çok âlimler şerh etmiş ve türkçeye terceme edilmişdir. Çok kerrebasılmışdır. Türk âlimlerinin baş tâcıdır. 91.

54_ BLJHÂRÎ : Muhammed bin İsmâil 194 [m. 809] de Buhârâda tevellüd, 256 [m. 869] yılı fıtr günü Semerkandda vefât etdi. (Sahîh-i Buhârî) adı ile meşhûr olan (Câmi’ussahîh) hadîs kitâbı, Kur’ân-ı kerîmden sonra İslâm dîninin en kıymetli, en sağlam kitâbıdır. Başka eserleri de çokdur. Buhâriyyi şerîfde yedibin ikiyüz yetmişbeş hadîs-i şerif vardır. Bunları altıyüzbin hadîs arasından seçmişdir.
 Ömer «radıyallahü anhümâ»/Cerîr, bu ümmetin Yûsüfüdür) buyururdu. Ahmed Câmînin otuz dokuz oğlu ve üç kızı vardı. On dört oğlu kalıp, hepsi âlim, âmil, kâmil ve veliyyi kâmil oldu. Hepsinin kitâbları, eserleri vardı. Kendisi ümmî idi. Okumadı, Yirmiiki yaşında tevbe edip, onse-kiz yıl tenhâda nefsini terbiye ile uğraşdı. İlm-i ledünnîye kavuşdu. Bu arada, kendisine ilm-i zâhir de ihsân edildi. İlm-i zâhirin böyle ihsân olunması, Eshâb-ı kirâmdan sonra pek az Evliyâya nasîb olmuşdur. Tevhîd, ma’rifet-i ilâhiyye, siyer, hikmet, tesavvuf, hakikat sırlan üzerinde, üçyüzden fazla kitâb yazdı. (Miftâh-ün-necât) adındaki fârisî yazma eseri İstanbulda Süleymâniyye kütübhânesi, Es’ad efendi kısmında 1728 numarada vardır. Bunu 522 de yazmışdı. 441 de tevellüd ve 536 [m. 1142] da vefât eyledi. (Sirâcüssâirîn) kitâbında kendi hayâtını anlatmakda, Hak teâlânın verdiği ni’metleri saymak-dadır. Bu kitâbını altmışiki yaşında yazmış idi. O zemâna kadar yüzseksenbin kâfirin îmâna gelmesine, tevbe etmelerine sebeb olmuşdur. Oğlu Zahîreddîn (Rumûzii-hakâyık) kitâbında diyor ki, (Babam Ahmed, hayâtı müddetincealtıyüzbin kişinin tevbe etmesine sebeb oldu). Uzun zeman Hiratda, Abdüllah-i Ensârî hanâsinde kalarak neşr-i hakâyık eyledi. 149.

63 — CENGİZ HÂN : [Dsehingis - chan] Cengiz veyâ Timoçin denir. Türk değildir. Moğul olduğu, bütün dillerdeki târihlerde yazılıdır. En büyük ve en zâlim moğul hükümdârı idi. Kâfir idi. İslâm düşmanı idi. 549 [m. 1155] da tevellüd, 624 [m. 1227] de vefât etdi. Büyük târîhci Şemseddin Sâmi beğ, (Kâmûs-ül-a'lâm) da diyor ki, (Cengiz dünyânın en büyük cihângirlerinden ve en meşhûr zâlim ve kan dökücülerdendir. Moğoldur. İslâmiyyete çok zararı dokunmuş olan bu adam, bir kabile reisi iken, 559 [m. 1205] da (Kara-kurum) da moğol ve tatâr hânlarının başı, ya’nî hâkânı oldu. Câhil ve vahşî moğol-lardan ve tatârlardan büyük bir ordu, dahâ doğrusu yağmacılar güruhu toplayıp, doğu Türkistânı ve Çini aldı. 616 [m. 1219] da, sultân Muhammed Hârezm şâhın memleketine saldırdı. Horâsân, Kandihar, Mültan gibi medeniyyet merkezlerini yakdı, yıkdı. Milyonlarca müslimânı öldürdü. Çoğunu câmi’ lerde kılınçdan geçirdi. Kendi askerlerinden de yüz binlerce telef oldu. Buhârâ, Semerkand, Hirât gibi ilm kaynağı büyük şehrleri harâbeye çevirdi. Kadınlarını esir diye askerine dağıtdı. Çok çirkin şeyler yapdılar. Kafkasyaya, Rusyaya, Anadoluya yayıldı. 621 [m. 1224] de Kara-Kuruma çekildi. Suçsuzların, kadın ve çocukların kanlarını dökmek en büyük zevki ve eğlencesi idi. Askerleri de keyfi için adam öldürürlerdi. Girdiği şehrlerdeki sivil halkın hepsinin öldürülmesini emr ederdi. Altı-yüz senede, nice emeklerle elde edilmiş, hattâ islâmiyyetden önce de yapılmış nice medeniyyet eserlerini, kütübhâneleri, mektebleri, rasathâneleri [kıymetli kitâbları, târihin önemli kaynaklarını, vesikalarını] yok etdi. İslâm âlimlerinin birçok eserlerinin bugün elde bulunamaması, başlıca Cengiz ile torunlarının ve bunların emri ile saldıran vahşî moğol yağmacılarının yapdıkları tahrîblerin neticesidir. Taşkınlık ve azgınlık zemânı kısa sürdü ise de, yıkdığı medeniyyetler bir dahâ eski hâlini bulamamışdır).
Mir’at-i kâinat) da, bütün dünyâca tanınan ve güvenilen büyük âlim imâm-ı Süyûtînin (Târih-ul-hulefâ) kitâbından alarak diyor ki, (Cengiz moğol idi. Dilleri Hind dili ile karışık idi. [Ya’nî türkçe bilmezlerdi. Hiçbir bakımdan türklükle ilgileri yokdu. Hattâ, türklerle harb etdiler. Çok zarar yapdılar]. Çin çöllerinde yaşarlardı. Şehr, hattâ köy bile kuramamışlardı. Şehrlere saldırırlar. Yağmacılıkla geçinirlerdi. Kan dökmeği, kötülük yapmağı severlerdi. Baskınlarında ok kullanırlardı. Kadınları da harb ederdi. Hepsi kâfir ve azılı İslâm ve medeniyyet düşmanı idiler. Güneşe tapınırlardı. Hiçbir kötülük onlarca harâm ve yasak değildi. Çokları insan eti de yirlerdi. Askerlerinde nikâh ve âile duygusu olmayıp, bir kadını nice erkek kullanırdı. Çok aldatıcı, pek cân yakıcı idiler. Şehrleri yakar, yıkarlar, çoluk, çocuk, kadın, ihtiyâr demeyip, kendilerinden olmıyan her insanı öldürürlerdi. Moğol pâdişâhı Düş hânın kadını Cengizin hâlası idi. Düş ölünce oğlu olmadığı için. Cengiz bunun yerine geçdi. Çinin her yerini alıp hâkan oldu. 616 [m. 1212] da Türkisıâna saldırdı). Çok türk öldürdü. Cengizin, vahşî, barbar bir kavmden türediğini, heryeri yakıp yık-dığını târihler bildiriyor. Teşkilâtlı, eğitimli bir ordusu olmadığı, asker değil, canavar güruhu oldukları meydandadır. Şehrleri yıkarak, ma’sûm insanları kana bulayarak yıldırım hızı ile saldırmağa cengâverlik demek, barbarlarda disiplin aramak ve hele yirminci asrda meydana çıkan stratejik bilgileri Cengize ve onun çapulcu sürüsüne mal etmeğe kalkışmak, târih kitâblarına uygun değildir.
medikal ürünler sizin icin suındu.




medikal ürünler,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder